Aşk mecburi, ölüm isteğe bağlı olsa.

Karamsarlık alır umut satarım.
Üzüm alır şarap yaparım.
Sevmek bir suç ise,
Ayaklarıma,
Günde bin pranga takarım…
Hatırlar mısın?
Sen otuzundaydın.
Bense,
Henüz elliye yaslanmamıştım.
Ne muhteşem gizli aşk yaşamıştık desek de
En büyük yalanımızmış sevdamız.
Meğerse bilmeyen kalmamış bizi.
Aşkımızı dağlarda eşkıyalar bile anlatır olmuş
Telefon tellerinde,
Polis telsizlerinde
Kulaktan kulağa,
İkimizin de bilmediği bir dilde
Bir sen varmışsın birde ben.
Aşkımız kör etmiş bizi.
Aslında hem saf,
Hem de cahilmişiz.
Öyle sevdalanmışız ki
Bir tek biz anlamamışız âlemi…
Hey gidi günler hey…
Ne günlerdi,
Ne yıllardı o yıllar.
Yaşandı
Geçti gitti.
Belki de izi bile kalmadı hatıralarında.
Belki de,
Kim bilir, belki de yüreğinde sakladığın aşkını
Bohçacı kadınlar misali
Kapı kapı dolaşarak aradın senelerce…
İmkân olsa,
Şimdi yine o günlere dönsek.
Yüz yüze gelsek.
Yine bir sen
Bir de ben güçlü olsak.
Tanrının her gününe hükmetsek
Azrail’le tehlikeli bir oyuna girsek
Hükümet adamlarından biri gammazlasa bizi.
Bir ispiyoncu yasak aşkımızı ifşa etse
Ve
Çaresiz,  birbirimize mahkûm olsak.
Bıraksak şehirlerin saltanatını ardımızda
Aşımızı anlatan yalanlar kadar cesur olsak
Hatıralarımızda keşkelerimiz bir gazele dönse,
Azıcık cesur olsak.
Bir ramazanda sofular mahallesinde
Rakı masasında açıktan açığa demlensek.
Bir mahpushaneden kaçmayı becersek.
Dibini bulsak yaşamın,  dibini vursak.
Mülteci özgürlüğüne ölümüne Ege sularına dalsak,
Olimpiya'da Zeus korusa bizi.
Karacaoğlan İlyada ile lirik bir şiirde bizi anlatsa,
Pir sultan Abdal vursa sazımızın teline,
Mevlana’da pişsek Hacı Bektaş’ta coşsak
Yunus Emre’den öğrensek erenliği.
Ankara’da
Cızırtılı megafondan bir destancı yanık bir bozlakta
Anlatsa bizi.
Biz ise
Vursak kendimizi dağlara.
Toroslar'da Yörüklere boğaz tokluğun kıl çadırlar dokusak,
Süphan ya da Ağrı Dağının,
Olmadı Erciyes’in Uludağ'ın ihtişamında
Ferhat ile Şirin’i kıskandırsak.
Terk etsek her şeyi.
Unutsak bize öğretilenleri.
Bildiğimiz bütün dinleri ve medeniyetleri inkâr etsek.
İlk tekerleği
İlk ateşi
İlk aşkı biz bulsak.
Âdem ile Havva olsak mesela.
Dünyaya yeni bir nesil yaratsak
Ve çocuklarımız bir uzaylıdan bebek peydahlasa.
Çin’in alev saçan ejderhalarının üstüne Cengiz Han’ı salsak
Kayıp kıtanın, Mu’nun varisleri olsak.
Mitolojinin tanrıları ile harbe tutuşsak
Eros oklarını savursa
Vurulsak.
İnsanlığa ve kâinata âşık olsak.
Dünyada önce açlığı,
Sonra zulmü ve sömürüyü yasaklasak.
Ben adil bir kral,
Sen
Sevgi tanrıçası ahum olsan.
Sevgiyi ve merhameti eşit dağıtsak.
Umudu olsak her dertlinin
Her yaraya merhem,
Yetim kalmaması için bebekler
Cephelerde kör kurşunlara ikimiz siper dursak.
Bütün kötüleri,
Düzenbazları, gaddarları
Güneşe en yakın, en sıcak
Bir meteor hapishanesine doldursak.
Başlarına
Nefret ettiğimiz siyasetçileri zebani göndersek.
Bütün hırsızları aynı ıssız adanın sakini yapsak.
İlle de,
Ama ille de.
Yokluktan gelip
Halkını soyarak zenginleşen,
Bin bilim insanına kaynak olacak memleketimin servetini çalan
Halkını soyanların soyunu kurutsak.
Ben kral sen kraliçe iken
Bütün açlar doysa,
Bütün hastalar iyileşse
Ve …
Bütün sevenler hayallerindeki kadar mutlu olsa…
Mesela
Aşk mecburi,
Ölüm isteğe bağlı olsa…
Tanrı aramızda dolaşsa
Görsek
Bazen hesapta sorsak kendisine.
Desek ki,
Hesap sorulmayan olmamalı evrende
Evren eğer yaratılmışsa,
Mutlaka bir kusur vardır.
Bil ki
İki kusur varsa eğer yaradılanda,
Biri sendedir
Biri de bende…
 
Ömer Yıldız
Alibeyköy /İstanbul
23 Haziran 2016



Okunma Sayısı:1132    
Eklenme Tarihi:18-04-2018 02:45    

HENÜZ YAPILMIŞ YORUM YOK

 

                                                             YORUM EKLE

MESAJINIZ(Max 3000 karekter)



  

© Copyright 1998-2018 www.omeryildiz.com.tr .Tüm hakları saklıdır.
destek@omeryildiz.com.tr